Ağır Ceza Hukuku

Cinayet Davaları Avukatı
Cinayet davalarına Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından bakılır. Bu davaların savunması ise kendi alanlarından uzman Cinayet Avukatları tarafından yürütülür. Başımıza gelecek bütün adli işler önemli olmakla beraber özgürlüğümüzün kısıtlanması ve daha yüksek ceza ile karşılaşma durumu bu tür davalarda daha yüksektir. Günümüzde artık bütün meslek dallarında uzmanlaşma esas alınmaktadır. Her bölüm kendi alt dallarında bir uzmanlaşma gerektirmektedir. Cinayet davalarında tutuklama ve adli kontrol gibi tedbirler uygulandığı için bu işe bakan cinayet avukatları da tutukluluk halinin kaldırılması ve iyi bir savunma için en temel gerekliliktir. Yaşam hakkı kutsaldır hiç kimse ne kurban ne de suçlu taraf olmak istemez. Ama şartlar ve durumlar insanı istemediği olaylar karşısında böyle bir durumda kalmaya düşürebilir. Bu bazen evine giren bir hırsıza karşı, bazen gasp, cinsel istismar, insan veya organ ticareti yapan kişilerle yaşayacağımız karşılaşmalar bile bizi böyle ağır cezalık durumda bırakabilir. Akıl ve Ruh sağlığı yerinde her birey kanun ve kurallara uygun davranışta bulunmakla mükelleftir. Ancak art niyetli insanlarda toplumda az değildir. Bizlerin kurallara uygun yaşamamız bizlerin de bir cinayet davası ile karşı karşıya kalmayacağımız anlamına gelmez. Böyle bir durumda kalmayı istememekle beraber hayatta kalmak adına bir cinayet işleme durumu başımıza gelebilir. O zaman iyi bir cinayet avukatı hayat kurtarıcı olacaktır. Asliye ceza mahkemelerine bir yargıç bakarken Ağır ceza mahkemeleri için üç yargıç bakmaktadır. En düşük on yıl ve üstü ağır ceza gerektiren cinayet davalarında ise donanımlı ve tecrübeli bir cinayet avukatı ayrı bir öneme sahiptir. Haklı bir gerekçeniz olması iyi bir savunmanız yoksa işe yaramayacaktır. Bazen hiç işlemediğimiz suçtan dolayı suçlanabiliriz. Bazen de başkasının işlediği suç dan dolayı kendimizi savunamadığımız için bizim üzerimize yıkılan bir cinayet davası içinde bulabiliriz. O zaman da suçlandığımız suçtan dolayı kendimizi aklamak işi de bize düşecektir. Adli süreçlerde hep kendine özgü belli kuralları olan bir süreçtir. Bunları bilmemiz ve takibini yapmamız ya da hukuk karşısında kendimizi savunmamız mümkün değildir. Bu konuda güveneceğimiz ve özgürlüğümüzü korumak adına kendimizi emanet edeceğimiz iyi bir cinayet avukatı ihtiyacımız olacaktır. İnsanlar için sağlıktan sonra en önemli olan insanların özgürlüğünü ilgilendiren bu gibi hukuki durumlar karşısında çok titiz davranılmalıdır. İşinin ehli donanımlı avukatı araştırma ve bulma konusunda bilinçli olunmalıdır.

Cinayet Olaylarına Karışmış Suçlu Kişilerin Savunması
Cinayet Davaları diğer davalar gibi de değildir. Ortada savunulması gereken bir insan hayatıdır. Yapılan iyi bir savunma eğer kişi ölmüş ise onun hak kaybı olmaması için aynı zamanda vicdani bir yük de yükler cinayet avukatlarına çünkü yaşama hakkından kutsal başka ne olabilir ki insan hayatında. Ya da illa ölümle sonuçlanmayabilir öldürülmeye teşebbüste bulunulmuş da olabilir insana o zaman da karşı taraftan haklarının alınması adına iyi bir savunma yine büyük bir önemle gerekecektir. İster mecburiyetler karşısında cinayet işleyen taraf olalım. İster bir yakınımızın cinayete kurban gitmesi durumunda kalalım ya da işlemediğimiz bir suçun üzerimize yıkılması durumu olsun hepsi için hak kaybına uğramamak ve iyi bir savunmanın yolu iyi bir Cinayet Avukatı tutmak ile olacaktır.
Ankara Cinayet Suçu Avukatı Danışmanlık
Ankara cinayet suçu ve davası avukatı sanıklarının karşılaşmış oldukları birtakım yasal işlemler üstünde oldukça etkili bir biçimde savunmalarını yapmaktadır. Bu sebepten dolayı da savunma rollerini genel olarak bu avukatlar üstlenmektedir.
Avukatlar kendi konuları hususunda oldukça uzmanlaşmış ve tecrübeli duruma gelmiş olan meslek sahibi kişilerdir. Durum veyahut olaylar karşısında herhangi bir tedbir ya da önlemi almaktan hiçbir zaman çekinmezler. Bu şekilde ise sanıklarının olası kötü sonuçlarla karşılaşmaması için de çekinmezler. Bundan dolayı da her zaman ellerinden gelen bütün emek ve çabayı sanıklarına sarf etmektedirler. Yani sizler için bütün dava süresi boyunca ya da davalardan sonra bile her zaman en doğru önlem ve tedbirlerin haricinde sizler adına en iyi tedbirleri almaktan da sakınmazlar.
Ankara cinayet suçu ve davası avukatı danışmanlık büroları sizlere her zaman en doğru hukuksal hizmeti sunmaktadır. Bunun yanı sıra en iyi hukuksal hizmetleri ve işlemleri verebilmek için her zaman ellerinden geleni yapmaktadır. Bu bilgilerin tamamı dikkatli bir şekilde incelendiği zaman avukatlar tarafından verilecek olan bazı hizmetler ise aşağıdaki şekildeki gibidir.
Kasten Öldürme Suçu
Toplum arasında cinayet olarak da bilinen kasten öldürme, bir başka insanın hayatına bile isteye son verilmesine denilmektedir. Kasten öldürme suçu TCK’ nın ikinci kısmında kişilere karşı suçlar kategorisinde hayata karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. TCK madde 81’ de bu suçun temel hali 82. maddesinde ise nitelikli hali yer almaktadır. Burada kanun koyucu tarafından korunan hukuki değer ise kişilerin yaşam hakkıdır.
TCK md . 81 ‘’ Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır’’ kanun hükmü gereğince basit şekilde kasten öldürme suçunu işleyen bir faile verilecek ceza müebbet hapis cezasıdır.
Kasten öldürme suçundan bahsedebilmemiz için öldürme eylemi tek başına yeterli olmayıp bunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi lazım. Örneğin; araç kullandığı esnada karşıdan karşıya geçen bir yayaya istemeden çarpma eyleminde yaya ölmüş dahi olsa kasten öldürme suçundan bahsedilmez. Burada taksirli öldürme eyleminden bahsedilir. Ancak sevmediği bir insanı 15.kattan aşağı iten ve ölümüne sebebiyet verilmesi durumunda burada kasten öldürme eyleminden bahsedilir.
Kasten Öldürme Suçunu Kim İşleyebilir
Kanun maddesinin temel halinde herkes bu suçun faili olabilir. Yani bu suçu herkes işleyebilir. Ancak nitelikli hallerinden bahsettiğimiz durumlarda bu suçu işleyecek failin bir takım özelliklerinin olması lazım. Örneğin; alt soya ya da üst soya karşı öldürme eyleminden bahsetmemiz için bir hısımlık bağının olması gerekir.
Kasten Öldürme Suçu Kimlere Karşı İşlenir
Kasten öldürme suçunun oluşabilmesi için mağdurun yani öldürülen kişinin;
· İnsan olması
· Canlı olması
Gerekmektedir. Öldürme suçu ancak insan ve canlı olması koşuluyla gerçekleşir. Buradaki canlı olmadan kastedilen ise sağ olarak hayata gelmiş olması yani doğum olayının gerçekleşmesi lazım. Bunun yanında bir de ölmemiş olmasıdır. Bugün tıbben bir insanın ölümünden bahsedilmesi için yaygın olarak benimsenen görüş beyin ölümünün gerçekleşmesidir.
Kasten öldürme eylemi serbest hareketli bir suç olduğu için bu suç icra i hareketle işlenebildiği gibi ihmali hareketlerle de işlenebilir. TCK 81 ve 82. maddesinde icra i hareketlerle kasten öldürme suçu düzenlenmişken ihmali hareketlerle öldürme suçu ise 83.madde de düzenlenmiştir. İcra i hareketlerle kasten öldürmede herhangi bir sınırlama yoktur. Ancak ihmali hareketlerle kasten öldürme suçundan bahsedebilmek için kanunun yüklediği belirli koşullar mevcuttur.
Bir insanı bıçakla, silahla, yumrukla, sopayla ya da taşla öldürmek icra i hareketlerle kasten öldürme suçudur. İhmali hareketlerle kasten öldürmeyi daha iyi anlaşılabilmesi için konu başlığı altında ileride vereceğiz.
Kasten Öldürme Suçunun İşleniş Biçimleri
Kasten öldürme suçlarında teşebbüs hükümleri de uygulanabilir. Burada teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için öldürme eyleminin gerçekleşmemesi gerekmektedir. Örneğin fail, mağduru öldürmek için vücudunun üst bölgesine 4-5 el ateş etti ancak mağdur şans eseri hayatta kalırsa burada öldürmeye teşebbüs hükümlerinden bahsedilir ya da fail, mağdura yakın mesafeden 4-5 el ateş açtı ancak hiçbirisi isabet etmeden mağdur kaçarsa yine teşebbüs hükümlerinden bahsedilir.
Kasten Öldürme Suçlarında Haksız Tahrik İndirimi Yapılır mı?
Haksız tahrik, TCK 29. maddede düzenlenmiştir. Kanuna göre, ‘’Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.’’
Kasten öldürme suçlarında da haksız tahrik olması durumunda indirim yapılır. Örneğin maktul faili dövdü diye öldürmesi durumunda haksız tahrik indirimi ortaya çıkacaktır.
Kasten Öldürme Suçlarında Meşru Müdafaa (Meşru Savunma) Hükümleri Uygulanır mı?
Meşru savunma, TCK 25. maddede düzenlenmiştir. Kanuna göre, ‘’Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.’’
Meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından,“ gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya“ tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmaktadır.
Savunmanın“ saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defe­decek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uy­gunluk nedeninden yararlanacaktır. Dolayısıyla bu koşullar altında bir kasten öldürme eylemi gerçekleşmesi durumunda meşru savunmadan söz edilebilir. Örneğin, maktulün faile silah doğrultup ateş etmeye yeltenmesi esnasında failin kendisini korumak için yerden bir taş alıp maktule fırlatması sonucunda taş kafasına gelip ölürse burada meşru müdafaadan söz edilir.
Kasten Öldürme Suçunun Nitelikli Halleri

1. Fiilin tasarlanarak işlenmesi
Kanun maddesinde tasarlama kavramından kastedilenin ne olduğu açıklanmamış ancak Yargıtay ve yerleşik içtihatlara göre kabul edilen iki görüş vardır; bir görüşe göre; failin, fiilini soğukkanlılıkla işlemesi şeklinde açıklanmıştır. Buna göre, adam öldürme gibi ağır bir hareket ve sonucu olan ölümü bilerek ve isteyerek yerine getiren ve bu süreci sinirsel bir değişmezlik içinde gerçekleştiren, mağduru hiçbir acıma, heyecan, sinirlenme olmaksızın öldüren kişi, taammüden fiilini işlemiş kişidir. Buna karşılık ileri sürülmüş ikinci görüşe göre; adam öldürmede failin belirli bir plan çerçevesinde fiilini işlemesi, plana uygun olarak silahını alması, mağduru gözlemesi, fiilin zamanını tespit etmesi durumunda kastın yoğunluğundan söz edilir. Plan kurmanın söz konusu olabilmesi, planın tamamen, tüm ayrıntıları ile uygulanmaması ve fakat ana hatlarına bağlı kalınarak fiilin icra edilmesi yeterlidir.

Türk hukuk uygulamasında, daha çok plan kurmaya doğru yönelmiş bir karma görüş ileri sürülmüştür: Failin, eylemini icrada sebat ve ısrarı gösteren makul bir zaman aralığının bulunması, bu zaman içinde failin sağlıklı olarak düşünmesi ve fiilini gerçekleştirip gerçekleştirmeme yönünde muhakeme yapması, buna rağmen kararından vazgeçmemesi kastın yoğunluğunu ortaya koyacaktır.

2. Fiilin canavarca bir hisle veya eziyet çektirerek işlenmesi
Canavarca histen kastedilen şey failin öldürme eyleminden zevk ve keyif almasıdır. Burada bir psikopatlık derecesinden de bahsedilebilir. Çünkü fail sırf öldürmek için öldürme eylemini gerçekleştirip bu eyleminden zevk almaktadır. Diğer yandan öldürme eylemlerinde vahşiyane yöntemler kullanmaktadır. Örneğin; testereyle adamı parça parça bölerek öldürmesi, vücudunun her yerine çiviler çakılarak öldürülmesi gibi. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 29.12.2004 tarihli ve 2994/4402 sayılı kararında canavarca hissi; toplumun ortak bilincinin, duygusunun ve vicdanının hiçbir zaman onaylamayacağı, alçakça bir güdü, içtepi ve amaç itibariyle tehlikeli ve vahşi kötülük eğilimi sergileme şeklinde belirtmiştir.
Eziyet çektirme; daha çok mağdurla ilgili bir kavramdır ve acı ve ıstırap duymayı, zaman içinde sürekli bir ıstırapla hayatı kaybetmeyi ifade etmektedir. Bu durumda, kişi hemen değil, belli bir süreç içinde acı çektirilerek öldürülmektedir. Örneğin kişiye gözleri çıkarılarak, kulağı ve sair organları kesilerek acı çektirilmekte ve sonuçta öldürülmektedir.
3. Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle fiil işlenmesi
Burada fail, yangın, su baskını, bombalama ve diğer hallerle mağdur ya da mağdurların ölümüne sebebiyet vermektedir. Buradaki durumlarda eylemlerin tahrip gücü çok fazla olması nedeniyle fail öldürmeyi istediği mağdurla birlikte birden fazla kişinin de ölümüne sebebiyet verebilir. Sonuç olarak fail her ölümden dolayı olayın oluş biçimine göre ayrı ayrı cezalandırılacaktır.
4. Üst soy ve alt soydan birine ya da eş veya kardeşe karşı fiilin işlenmesi
Fail ile mağdurun üst soy veya alt soy olması, bu ilişkinin kan hısımlığına bağlı olması, evlilik nedeniyle bu ilişkinin oluşmaması (sıhri hısımlık) gerekmektedir. Yani torun, dede, çocuklar, ana, baba, büyükanne, büyükbaba gibi.
Kardeş terimi, evlilik içi kardeşi, ana bir ya da baba bir kardeşi ifade etmektedir. Evlilik dışı kardeşin bu anlamda kabul edilebilmesi için, Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde tanınma gereklidir.

Eş, Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde evlenmiş karı kocayı belirtmektedir. Ayrılık kararı verilmiş olması, eşlerden birinin diğerini terk etmesi, boşanma kararının kesinleşmemesi, bu ilişkinin ortadan kalkmaması sonucunu meydana getirmemektedir. İmam nikahı sonucu birlikte yaşama, eşler arası ilişki olarak kabul edilmemelidir.

5. Kasten adam öldürme suçunun, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi hali
İlk olarak çocuğa yapılan kasten öldürme ağır ceza ya girer bu da suçlunun yaptığı katletme den ötürü dür kendini savunma gücüne sahip olmayan çocuk karşı taraftaki zanlı katletmişti, cinayet büro amirleri tarafından tutuklanarak ilk hapishane sonra mahkemesi olmak üzere ağır suç ceza mahkemesine çıkarak bu yirmi otuz seneleri arasında değişi hakim ve savcı göz önünde bulundurularak adalet e dayanarak o zanlı tutuklu şekilde işlediği bir kişinin canına katletme suçundan hapishane ye atılır. Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişi ye de çocuk gibi kendisini koruyamadığını göz önüne alınırsa hemen hemen aynı senelerde ceza alınabilir, bu varsayımlar üzerinedir davaların bir kısmı.

 

Ankara Ceza Davaları Avukatı

Genel olarak modern ceza hukuku iki ana kısımda oluşur. Genel ve özel kısımdır. Ceza kanunlarının özel kısmı, kanun koyucu tarafından ceza yaptırımları ile yasaklanan suçlardan oluşurken; genel kısmı, özel kısımda öngörülen ortak kulları kapsar.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükte kaldırılmıştır. Eski kanun gelişen ve değişen çağın gereklerine cevap veremez duruma geldiğinden bu denli köklü bir değişikliğe ihtiyaç uyulmuştur. Zira eski Türk Ceza Kanunu 1926 yılında hazırlanmış ve başka bir ülkeden aynen alınmıştır.
Ceza Yasasının özel kısmını oluşturan hükümler ile genel kısmını oluşturan hükümler ile genel kısmını oluşturan hükümler arasında oldukça ciddi yapısal farklılıklar bulunmaktadır. Özel kısım hukuk düzeni tarafından ceza ile yaptırım uygulanan fiilleri kapsar. Yani hangi fiillerin suç olduğu, bu suçların cezasının ne kadar olduğu gibi. Genel kısım ise bu suçların hepsine uygulanan genel düzenlemeleri içerir. Haksız tahrik, meşru savunma, meşru savunmada sınırın aşılması gibi.
Ceza Hukuku Nedir?
Ceza hukuku genel anlamda bakıldığında; kamu hukuku dalı altında yer edinmiş, suç olarak nitelenen insan davranışlarının yaptırımını düzenleyen bir hukuk dalıdır. Ceza hukuku üç ana bölümden oluşmaktadır, bunlar: Ceza genel hukuku, Ceza Özel Hukuku, Ceza Muhakemeleri Hukuku.

Ceza Genel Hükümler Nedir?
Ceza genel hükümler, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 1 ve 75 arasında düzenlenmiş olup bütün suçlar için geçerli olan özellikleri düzenlemiştir. Bir fiilin cezalandırılabilme koşulu ve fiilin gerçekleşmesi durumunda buna bağlanan hukuki durumlar değerlendirilmiştir.

Ceza Özel Hükümler Nedir?
Ceza özel hükümler, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 76 ve 345 arasında düzenlenmiş olup bu hükümler kanunumuza göre suç sayılan kasten öldürme, rüşvet, yağma, tehdit, hakaret, hırsızlık, zimmet gibi suçları tek tek inceleyerek bunların yaptırımlarını düzenlemiştir.
Ceza Muhakemesi Hukuku Nedir?
Ceza muhakemesi, suç teşkil eden bir fiilin gerçekleştirildiği şüphesiyle başlayan ve bu şüphenin gerçek olup olmadığının belirlenmesine kadar devam eden süreçtir. Ceza muhakemesi hukuku, bahsedilen sürece müdahil olan şahısların hak, vazife ve yetkileriyle işlendiği düşünülen suçun gerçek manada işlenip işlenmediğini eğer işlendiyse kim tarafından işlendiğini ve yaptırımın nasıl biteceğini saptamak gayesiyle meydana getirilen ve iddia, müdafaa ve yargılama vasfındaki belli durumlardan oluşan hukuk dalıdır.
Ceza hukuku toplumsal yaşantıda gerçekleştirilebilecek suçların yaptırımlarını düzenleyerek, kamu güvenliğini sağlamak adına var olmuştur. Toplumsal ve sosyal barışı devam ettirmek, ıslah edici
Ceza Hukukunun Amacı Nedir?
Olmak, kişi hak ve özgürlüklerini korumak, suç işlenmesinin önüne geçmek, kamu düzenini sağlamak ceza hukukunun amaçlarıdır.

Ceza Hukukunun Temel İlkeleri
Kanunilik İlkesi
Kanunilik ilkesi; ceza hukukunda suç olarak tavsif edilen eylemin ve bu eylem sonucunda bir yaptırım öngörülmesinin kanunda düzenlenmiş olmasını ifade eder. Anayasanın 38. Maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 2. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7. Maddesinde kanunilik ilkesi düzenlenerek yasal dayanağı da mevcuttur.
Kanunilik , ilkesi sonucunda; suç ve cezaların açık ve belirleyici olmak gerekçesi olur, yürütme ve yargının keyfiliği önlenmiş olur, idarenin düzenleyici işlemleriyle ceza verilmez ya da bu işlemlerle suç oluşturulmaz, örf ve adet kuralları doğrultusunda suç ihdas edilemez ve ceza verilemez, failin aleyhine olan yasalar geçmişe yürüyemez, suç ve ceza içeren hükümler için kıyas yasak olur ve kıyasa yol açacak şekilde geniş yorum yasak olur, fiilin işlendiği sırada yürürlükte bulunmayan bir hükümden dolayı kimse suçlanamaz ve cezalandırılamaz, fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren bir kanunla işlenen fiil suç oluşturur hale gelirse bu eylemden dolayı kimse suçlanamaz ve cezalandırılamaz.

Kusursuz Ceza Olmaz İlkesi
Kusursuz ceza olmaz ilkesi; failin suç konusu eylemi icra etmesinin cezalandırılabilme açısından tek başına yeterli olmadığını, aynı zamanda failin gerçekleştirdiği eylem bakımından kusurlu olması gerektiğini ifade eder. Bu ilkenin sonucu olarak suç konusu eylemi icra eden kişinin, suçu işlediği sırada kusurlu bulunmadığı durumda cezalandırılması da mümkün değildir.

Cezaların Şahsiliği İlkesi
Ceza sorumluluğu şahsidir. Bu husus hem Anayasanın 38 maddesinde hem de Türk Ceza Kanununun 20. maddesinde düzenleme alanı bulmuştur. Cezaların şahsiliği ilkesi ile kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.

Hümanizm İlkesi
Failin işlediği suç ne olursa olsun faile verilecek cezanın insan onurunu ve haysiyetini zedelemeyecek, faili tekrar topluma kazandırabilecek bir ceza niteliğine haiz olmasını sağlayan ilke hümanizm ilkesidir. Hümanizm ilkesi Ceza Hukukunda öngörülen cezaların amacının faili ıslah etme yeniden topluma kazandırma olduğu düşüncesine dayanır.
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi(in dubio pro reo), kişinin işlemiş olduğu iddia edilen eylemden ötürü hükümlü olabilmesi için bu eylemin onun tarafından işlendiğinin kesin olarak herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtlanmış olmasını aksi halde en küçük bir şüphenin bile sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder. Ceza yargılamasında her birey baştan itibaren hem ulusal hem de uluslararası mevzuat gereğince suçsuz kabul edilmekte olup, bu durum masumiyet karinesi olarak izah edilmektedir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi de masumiyet karinesinin doğal bir sonucu olup, ceza yargılaması nihayetinde suçun sanık tarafından işlendiği kesin olarak ortaya konamadıysa sanığın cezalandırılması mümkün olmayacaktır.

Ceza Yargısı
Ceza yargısında genel yetkili mahkeme Asliye Ceza Mahkemeleridir. 10 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçların yargılaması Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yapılır. Uzmanlık mahkemeleri; Çocuk Mahkemeleri, Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri, Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemeleri, İcra Ceza Mahkemeleridir. Sulh Ceza Hakimliği ise CMK ’ya göre belli soruşturma işlemleriyle bu işlemlere karşı yapılan itirazlar ve idari nitelikte olan bazı işlemlere karşı yapılan itirazları inceleyen bir yapı olarak görev yapmaktadır. Kanunda hakimlik olarak düzenlenen Sulh Ceza Hakimliği, AİHM’ye göre mahkeme olarak kabul edilmektedir.

İcra ve İflas Hukuku

İcra ve iflas hukuku medeni usul hukukunu tamamlayan bir hukuk dalıdır. Hukuk mahkemelerinin verdiği hükümler, lehine karar verilen kişi tarafından doğrudan doğruya icra edilemez. Yargılama sonucunda haklı çıkan taraf aldığı mahkeme kararını (ilamı) icra dairesine götürerek icra ettirir. İşte böyle bir kararın nasıl yerine getirileceğini icra hukuku düzenler.

İcra hukuku, özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmekle görevli hukuk mahkemelerinin vermiş oldukları hükümlerin (ilamların) gerektiğinde devlet organları eliyle zorla yerine getirilmesi yöntemlerini ve bu konuda hangi organların yetkili olduğunu gösteren hukuk kurallarından oluşur.

İcra işleri Türk hukuk düzeninde icra dairelerine bırakılmıştır. İcra hukukunun başlıca inceleme konuları: icra teşkilatı, şikayet, icra harç ve giderleri, tebligat, süreler, ödeme emri, itirazın iptali davası, itirazın kaldırılması, mal beyanı, haciz, satış vb.

İflasta, borçlunun haczi caiz bütün malları satılır ve satış bedelinden borçlunun bütün borçları, alacaklılara ödenir. İflas hukuku, iflas usulünü düzenleyen hukuk dalıdır.

Hukuk sistemimizde, kural olarak sadece tacirler iflasa tabidir. İflasa, alacaklıların talebi üzerine ticaret mahkemesi karar verir. İflasa karar verilince borçlu ‘müflis’ adını alır. Müflisin haczedilmesi caiz bütün malları ‘iflas masası’ ismi verilen bir bütün meydana getirir. İflas hukukunun konularından bazıları: iflas yolları, iflasın hukuki sonuçları, iflas masasının idaresi, paraya çevirme, paraların paylaştırılması, tasfiye, iptal davası, konkordato vs.

Türkiye’de icra ve iflas hukuku kuralları 9 Haziran 1932 tarih ve 2004 sayılı icra ve iflas kanunu ile düzenlenmiştir. Kanunda bugüne kadar sayısız değişiklik yapılmıştır.

Eşya Hukuku

Kişilerin bir eşya üzerindeki hakimiyet ve tasarruflarının nitelik ve türlerini, onların bu hakimiyet dolayısıyla diğer şahıslarla olan ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır.

Eşya hukukunun konusunu büyük çapta ‘ayni haklar’ oluşturmaktadır. Ayni haklar, eşya dediğimiz maddi mallar üzerinde sahibine geniş yetkiler veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklardır.

Eşya hukukunun düzenleme konularından bazıları: Ayni hak, eşya, zilyetlik (bir malı elinde bulundurma ve kullanmakta olma durumu), zilyetliğin kazanılması ve yitirilmesi, zilyetliğin korunması, tapu sicili, mülkiyet, müşterek mülkiyet (paylı mülkiyet), taşınmaz mülkiyeti vs.

Türkiye’de eşya hukuku kuralları Türk Medeni Kanununun 683 ila 1027’inci maddelerinde düzenlenmiştir.

Miras Hukuku

Bir gerçek kişinin ölümünden sonra, para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının, yani terekesinin kimlere ve nasıl geçeceğini düzenleyen hukuk kurallarından oluşan medeni hukuk dalıdır.

Miras hukukunun düzenlediği başlıca konular: Yasal mirasçılar, ölüme bağlı tasarruflar, vasiyet, mirasçı atama, belirli mal bırakma, şart, mükellefiyet (yükümlülük), ikame (dava açmak), vasiyeti yerine getirme görevlisi (tenfiz memuru), miras sözleşmesi, mirasın paylaştırılması vb.

Türkiye’de miras hukuku kuralları Türk Medeni Kanununun 495 ila 682’nci maddelerinde düzenlenmiştir.

Miras Hukuku davalarını Miras Hukuku Avukatı yürütmektedir.

Konuşmayı Başlat
Merhaba;
Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?
HEMEN ARA